Sayın ÇETİNEL sohbetimize hoş geldiniz. Bize biraz kendinizi tanıtabilir misiniz? Hangi okullardan mezun oldunuz? Hangi eğitimleri aldınız?

– 1967 yılında Ankara doğumluyum. İlk ve orta öğretim yıllarımı TED Ankara Koleji’nde tamamladıktan sonra, 1990 yılında Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakülte’sinden mezun oldum. İstinye Devlet Hastanesinde 2 yıl çalıştıktan sonra, 1992 yılında AS Menkul Kıymetler A.Ş.’de çeşitli görevler aldım, 2007 yılına kadar görev yaptım.

Tıp eğitimi aldınız ve bir süre doktorluk yaptıktan sonra, borsa işine girdiniz ve tamamen bu işi yapmaya başladınız. Neden böyle bir seçim yaptınız, sizi borsa işine iten nedenler neler oldu?

 – Aslında mecburiyetten oldu, 1990 yılında aile şirketimizden biri olarak kurulan AS Menkul Kıymetler A.Ş.’nin başına ağabeyim geçecekti, fakat İstanbul’a taşınmak istemediğinden dolayı, mecburi hizmetimden sonra doktorluğu bırakarak ben geçtim, fakat sonradan çok sevdim.

Sizce ülkemiz borsasında sürekli ve artan bir kazanç elde etmek mümkün müdür? Borsacıların zaman zaman çok para kaybettiklerini biliyoruz, bu konuda deneyimlerinize dayanarak, neler söylemek istersiniz?

– Hiç bir ülke borsasında sürekli ve artan kazanç elde etmek mümkün değildir. Zaten hiçbir işte sürekli aynı trendde istikrar göstermek olası değildir. Aslında yapılması gereken teknik verileri takip edip borsanın düşük olduğu zamanlarda şirketlerin temel göstergelerine bakıp alım yapmak, yüksek olduğu zamanlarda da zamanında çıkmayı bilmektir. Buna da real olarak bakarsanız senede 1 veya 2 kere imkân doğmaktadır. Yani sürekli kazanç elde etmek mantık ve borsanın realitesine göre mümkün değildir.

Bir süre sonra borsa şirketinizi yabancı bir şirkete sattınız? Bu süreç nasıl oldu?

– Aslında, sahibi olduğumuz aracı kurumu son 2 senedir bizlerin ana portföyü olan yabancı müşterilerin artık kendi aracı kurumları üzerinden işlem yapmaları ve spekülatörlerle çalışmak istemediğimizden dolayı, kâr etmek imkânsız hale gelmişti ve karşımıza çıkan yabancı müşterinin aracı kurumumuza değerinde fiyat teklifi etmesi üzerine, yaklaşık 1 yıl süren görüşmeler ve bürokratik işlemlerden sonra, tamamen sektörden çıktık. Aslında iyi bir zamanlama oldu, çünkü hemen akabinde kriz başladı.

Daha sonra mesleğinize de yakın bazı yabancı şirketlerin üretmiş olduğu tıbbî cihazların Türkiye distribütörlüğünü aldınız. Pazarlama konusu size yabancıydı, distribütörlük görüşmelerinde ne gibi zorluklarla karşılaştınız?

– Ana zorluk kurduğumuz firmanın yeni olmasıydı. Kimse tecrübesiz bir firmaya distribütörlük vermek istemiyordu, ama bu işi yapmaya olan inancımızı gördükten sonra firmalar distribütörlük verdiler. Şu anda biz distribütörlük tekliflerini değerlendirir hale geldik.

İşi yeni kurduğunuzda ne gibi zorluklarla karşılaştınız ve bunları nasıl aştınız?

– Yeni işim; yani medikal cihaz işi, daha önce yaptığım finans işinden tamamı ile dinamikleri ve işleyişi farklı bir sektördü. Mevzuat da tamamı ile değişikti, açıkçası zorlukları çok çalışarak bazen de deneme yanılma yoluyla öğrenerek çözdük. Halen daha kendimi ve şirketimi bu sektörde öğrenen bir öğrenci olarak görüyorum.

Bugün hangi ürünlerin Türkiye distribütörlüğünü yapmaktasınız? Oldukça spesifik olan bu ürünlerin pazarlamasını nasıl yapmaktasınız? Ne gibi pazarlama faaliyetleri organize ettiniz?

– Bugün özellikle acil tıp konusunda hayat kurtarıcı birçok ürünün distribütörlüğünü yapmaktayız. Bu ürünlerin pazarlamasında iletişim araçlarını, kongreler, fuarlar, basın ve aktif pazarlama elemanları kullanıyoruz. Ürünlerin tanıtımı için hastanelerde özel tanıtım yemekleri ve toplantılar organize ettik; halen de ediyoruz.

Bulunduğunuz sağlık sektöründe ciddi gelişmeler var ve sürekli yeni merkezler ve hastaneler kuruluyor, yeni cihaz ve makineler geliyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Sağlık sektörü çok dinamik ve bir o kadar da ciddiyet gerektiren bir sektör. Sonuçta konumuz insan sağlığı, bu nedenle sağlık merkezlerin, hastanelerin denetimi kontrolü çok iyi yapılmalı. TİCARETTEN ÇOK, İNSAN SAĞLIĞINA ÖNEM VERİLMELİ. Cihazlara gelince maalesef sağlık sektöründe de kamu ihale kanunu ve ekonomik şartlar gereği, birçok hastane kalitesiz ürünler alma yoluna gitmektedir. Bunların çok iyi kontrolü ve denetimi gereklidir. Umut verici olan Sağlık Bakanlığının bu konudaki hassasiyeti ve olumlu çalışmalarıdır.

Bu kez bir girişimciye değil, bir hekime soruyorum; Türkiye’deki sağlık sektöründeki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

– Ben bir hekim olarak karamsarım, ama umutsuz değilim. Aslında yapılması gereken çok basit ama nedense yapılamıyor.

Sağlık sektöründe nasıl pazarlama yapılmalıdır? Oldukça uzmanlık gerektiren bu sektör yeniliklere ne kadar açık ve bu sektörün yöneticileri bu yenilikleri takip edebiliyorlar mı?

– Sağlık sektöründe aktif, bire bir pazarlama çok önemli, mümkün olduğunca çok hekime ulaşmak gerekiyor. Sağlık sektörü açıkçası yeniliklere çok açık değil ve üzülerek söylüyorum ki, birçok hekim meslektaşım mezun olduğu bilgilerle kalıyor. Yeni ve faydalı bir ürün sunduğumuzda hemen tepki veriyor ve kabul etmesi çok uzun zaman alıyor.

Sağlık sektörü ile ilgili fuarları takip edebiliyor musunuz? Sizce bu fuarları ve yabancı yayınlar takip etmek yararlı mıdır? İnternet, fuarların eski gücünü ve etkinliğini azalttı mı?

– Sağlık sektörü ile ilgili fuarları çok yakından takip ediyor ve bir çoğuna katılıyoruz ama fuarların eski gücü ve etkinliği dediğiniz gibi, internet nedeni ile azaldı. Ama yine de sanal ortam yerine, yüz yüze görüşmenin her zaman daha yararlı olduğu inancındayım.

Gelecek ile ilgili projeleriniz nelerdir? Ne gibi faaliyetler planlamaktasınız?

– Şirketimizin özellikle acil tıp sektöründe hep yeni ürünler getiren kalıcı ve iyi hizmet veren bir firma olması ana hedefimizdir. Tıptaki son gelişmeleri yakından takip ediyoruz.

Sektörünüzde çalışanlara ve girişimci olmak isteyen gençlere ne gibi önerileriniz olabilir?

– Öncelikle çok ürün yerine, spesifik ürünlere yönelsinler, herkesin sattığı değil, az bulunan ürünleri satsınlar. En önemlisi sektör için çok önemli olan “Hizmette devamlılık” ilkesini iyi benimsesinler.

Sizi ve çalışmalarınızı tanımaktan çok mutlu olduk, başarılarınızın devamını dileriz.

Söyleşiyi yapan: Hakan Okay, Ekim 2009