Sayın ÇOROĞLU sohbetimize hoş geldiniz. Bize biraz kendinizi tanıtabilir misiniz? Hangi okullardan mezun oldunuz? Hangi eğitimleri aldınız?

– Çok küçük yaşlarda aile şirketlerimizde çalışmaya başladım. Üniversite hayatında ise hem okuyup, hem de iş yaşamını daha derinlemesine gözlemlemek adına finans ve iletişim sektörlerinde staj yaptım. Ardından yaklaşık 15 yılı aşkın bir süre holdinglerde çeşitli kademelerde üst düzey görevler alarak, yüzlerce insan yetiştirdim. Son 6 yıldır ise kurucu ortağı olduğum, CRG Group şirketlerinin Yönetim Kurulu Başkanlığını yürütüyorum. İş hayatımın neredeyse tamamı satış ve pazarlama alanında kariyer yaparak geçti. Üst düzey yöneticilik dönemimde çok sayıda ödüller ve plaketler aldım. Pazarlama ve satış alanında çok sayıda makale yazdım. Ayrıca Liderlik ve Ekonomi üzerine iki tane yayınlanmış kitabım bulunmaktadır. Şimdi ise üçüncü kitabımın üzerinde çalışıyorum.

Akademik kariyerimde; A.Ü. İşletme Fakültesini bitirdikten sonra aynı üniversitede Pazarlama Yüksek Lisansı yaptım. Yıldız Teknik Üniversitesinde Modern Pazarlama ve Yönetim alanında ihtisasımı verdim. Ardından Amerikan N.P.U. üniversitesinde İşletme Yönetimi Doktorasını tamamladım.

Satış ve Pazarlama konusunda uzmanlaşmış bir eğitim aldığınızı görüyoruz. Bizim konumuz da Pazarlama olduğu için, bize biraz üniversitelerde almış olduğunuz Pazarlama ve Satış eğitimlerinin niteliğinden söz edebilir misiniz? Üniversitedeki akademik ortamda, bu konular nasıl işleniyor. Türkiye ile A.B.D.’deki dersler arasında ne gibi temel farklılıklar var? İş dünyası ile Üniversiteler arasında bir işbirliği söz konusu mu?

– Üniversitelerde işlenen pazarlama ve satış dersleri, iş hayatıyla uygulamalarda bazı farklılıklar gösterebilmektedir. Özellikle teori ile pratik uygulamalar noktasında sıkıntılar doğabilmektedir. Ancak ben satış ve pazarlama departmanların da çalışanların akademik bir alt yapısının olmasının yararlı olacağını düşünüyorum. Türkiye ve yurt dışındaki üniversiteler arasında fark giderek azalmaktadır. Ülkemizdeki özel üniversitelerinde artmasıyla bilime ve araştırmaya ayrılan kaynak artmış ve bu da öğrencilerin gelişimine önemli katkılar sağlamıştır. Üniversitelerle iş dünyası arasında işbirliği son yıllarda inanılmaz derece artmıştır. Özellikle Koç, Sabancı gibi iş dünyasının içinden gelmiş başarılı holdingler bu işbirliğine büyük önem vermektedir. EDUPLUS olarak bizde iş dünyasıyla akademik dünyayı çeşitli etkinliklerle bir araya getiriyoruz.

Üniversite sonrası bir yönetici olarak iş hayatında rol aldığınızı biliyoruz. İlk iş hayatınıza hangi sektörde başladınız? İlk karşılaştığınız zorluklar neler oldu? Üniversitede almış olduğunuz eğitimlerin size kattıklarını, yöneticilik yaptığınız dönemde uygulama şansınız oldu mu?

– İş hayatım öğrencilik yıllarımda finans ve iletişim sektöründe staj yaparak başladı. Staj dönemi iş hayatını tanımak ve tercihlerimi belirlemek açısından çok yararlı oldu. Lisans eğitimini tamamlayınca bir ilaç firmasının İstanbul Bölge satış teşkilatında görev aldım. Bu görev saha satış konusunda deneyim kazanmamı sağladı. İlk karşılaştığım zorluklar, firmanın İstanbul teşkilatının yeni kurulmasından kaynaklanan sorunlardı. Benim dışımda gelişen sıkıntılardı. Şirketin merkez yönetimi çok hızlı sonuçlar ve gelişmeler bekliyordu. Kısa süre içinde aşılan bu sorunlar, hızlı hareket etmeyi ve uygulamayı öğrettiğini söyleyebilirim. Son olarak ben hem okuduğu bölümler hem de çalıştığı işler anlamında kendimi şanslı görüyorum. Akademik kariyerimde öğrendiklerimi iş hayatında uygulama fırsatı buldum.

Pazarlama konularında uzmanlaşmış bir eğitim aldınız, ama şirketlerde satış departmanlarında da görev yaptınız. Satış yöneticiliği yaptığınız dönemde almış olduğunuz Pazarlama eğitiminin ne gibi katkıları oldu? Pazara daha farklı bir gözle bakmanızı sağladı mı? Satış departmanındaki başarılarınız pazarlama konusunda almış olduğunuz eğitimlerin katkısıyla mı oldu?

– Akademik anlamda pazarlama eğitimi aldım ardından pazarlama yöneticiliğe de yaptım. Her ikisi de satış departmanlarında yaptığım yöneticiliğe büyük katkı sağladı. Müşteriyi daha iyi anlamamı ve geniş bir bakış açısı kazanmamı sağladı. Bu nedenle satışcıların pazarlamaya ilgi duymasını ve kendilerini mutlaka geliştirmesini tavsiye ediyorum.

Sizce iyi bir “Pazarlamacı” olabilmek için “Satış”ı bilmek gerekiyor mu? Hiç satış departmanında çalışmamış bir pazarlama yöneticisi başarılı olabilir mi? Siz kendi yöneticilik yaşamınızda satış departmanında çalışmanızın ne gibi faydalarını gördünüz?

– Pazarlama departmanında çalışan bir kişinin satışı bilmemesi düşünülemez. Tabiî ki satış departmanında çalışması şart değil ama mutlaka temel kavramları bilmesi gerekmektedir. Ayrıca bu iki departman birbiriyle son derece yakın bir ilişki içinde olmalıdır. Her iki departman da yöneticilik yaptığım için faydalarını gördüm. Biraz öncede bahsettiğim gibi birbirini ve faaliyetlerini anlayan, aynı amaca yönelik çalışan ekipler daha başarılı olacaktır. Çoğu kitap, seminer pazarlama ve satış departmanlarının birbirini anlamamasından ve çatışmalarından söz eder. Kurumsal şirketlerde yaşanmayan bu sıkıntılar küçük ölçekli işletmelere gidildikçe derinleşmektedir. Hatta birçok kişi yapılan pazarlama faaliyetlerini satış olarak adlandırmamaktadır. Kavramlar çoğu kez birbirine girmiştir. O halde hem akademik hem de pratik olarak bu departmanların faaliyetlerini iyi bilen yöneticiler şirketlerini geleceğe kolaylıkla taşıyacaklardır.

Uzun yıllar satış ve pazarlama yöneticiliği yaptıktan sonra, “Eğitimci” olmaya karar verdiniz ve iş dünyasının yakından tanıdığı EDUPLUS, TAKTX ve EDUTAINMENT markalarının kurucu ortağı oldunuz. Bize biraz yaptığınız işlerden ve projelerinizde söz edebilir misiniz?

– Faaliyet gösterdiğimiz sektörlerde çok sayıda firma yer almaktadır. Ekibimizde satış pazarlama alanında kitap yazarlarının yanında yine çok sayıda ödüller almış yöneticiler bulunmaktadır. Markalarımız sektörlerinde öncülük yapan lider şirketler. Her şirketin kendi hedef ve projeleri var. Örneğin EDUPLUS olarak 2009 yılı hedeflerimiz içinde Ekim ayında 4. Kişisel Gelişim Zirvemiz yer alıyor, ki bu katılımcıların iş hayatında başarılı olmalarını sağlayan çok önemli bir organizasyondur. Ardından Kasım ayında ise 8. Yönetim Zirvesini gerçekleştireceğiz. Yönetim zirvesi ise her yıl yüzlerce yönetici ve adayının katıldığı dünyaca ünlü otoritelerin yer aldığı geleneksel organizasyonlarımızdan biri. Şu an bu iki büyük organizasyonumuzun hazırlıkları ve heyecanı içindeyiz. Çok sayıda yeni projemizi 2010 yılında hayata geçireceğiz.

Düzenlemiş olduğunuz konferans, seminer ve eğitimlerin farklılığı nelerdir? Sizce ülkemizde bu konuda yeteri kadar çalışma var mıdır? Bu konuda yabancı ülkelerle, ülkemizi karşılaştırdığınızda, ne gibi farklılıklar gözlemlemektesiniz?

– Uzun yıllardır geleneksel olarak devam eden etkinliklerimize birçok şirket ve kişi katılmaktadır. Müşterilerimizin yaptığımız çalışmalardaki farklılıkları çok iyi algıladığını düşünüyoruz. Yaratıcı, farklı ve katma değer yaratan çalışmalar gerçekleştiriyoruz. Zirveler dışında kurumsal çalışmalarımızda ise uzmanlık alanlarına göre eğitmen portföyü oluşturuyor, eğitim süreçlerini iyi analiz ediyor, eğitimin her aşamasında müşterilerimizin beklenti ve ihtiyaçları karşılamaya çalışıyoruz. Ülkemizde seminer ve eğitim anlamında çok sayıda firma faaliyet gösteriyor. Ancak bunların birçoğu markalaşma sürecini tamamlamış firmalardır. Yurtdışında ise daha çok bilinen saygın danışmanlık firmaları şirketlere özel çalışmalar içerisindedir. Ayrıca ülkemizde de son dönemlerde görülmeye başlanan şirket akademileri, yurtdışında çok sık rastlanmaktadır.

Bize biraz yayınlanmış kitaplarınızdan söz edebilir misiniz? Bu kitapları yazmaya nasıl karar verdiniz?

– İş hayatında yaptığınız çalışmaları paylaşmanın önemli yollarından biri de kitap ve makalaler yazmaktadır. Ben her ikisini de elimden geldiğince zaman ayırmaya çalışıyorum. Pazarlama müdürü iken yüksek lisans yapıyordum. İlk olarak pazarlama profesörü hocamla yazma isteğimi paylaştım. Sonra süreç hızla gelişti.

Sizce yöneticiler bir zaman sonra deneyimlerini bu şekilde aktarmalı mıdırlar? Son yıllarda iş dünyasına yönelik oldukça fazla kitap yayınlanmaya başladı. Daha çok yabancı yazarların kitaplarının çevirilerinin yayınlandığını fark etmekteyiz. Sizce neden iş dünyamızdan kitap yazan fazla yöneticiler çıkmıyor?

– İş dünyasında deneyimlerin paylaşıldığı en büyük etkinlikleri gerçekleştiren eğitim firması olarak buna kesinlikle karşıyız. Yöneticilerin deneyimlerini paylaşması gereğini düşünüyorum. Türkiye’de bu anlamda son yıllarda bir gelişme var ancak yeterli değil. Zaman sorunu yaşayan yöneticilerimiz bu tür çalışmalara vakit ayıramıyor. Genellikle emeklilik döneminde yaparım diye düşünen kişiler ağırlıktadır.

İş hayatına yeni başlayan gençlere ne gibi önerileriniz olabilir? Kendilerini hangi konularda geliştirmelerinde fayda vardır? İleride üst düzeyde görev almaları için, kendi meslekleri dışında ne gibi özelliklere sahip olmalıdırlar?

– Bu konuda Vehbi Koç’un yakın iş arkadaşı ve CEO’su Can Kıraç’ın çok sevdiğim bir sözü var. Mutlaka hobiler edinsinler. Yaratıcı yönlerini geliştirme büyük katkı sağlayacaktır. Ayrıca sosyal ortamlarda bulunsunlar. İletişim yönlerini geliştirmede yine önemli katkı sağlayacaktır. Bugün Muhtar Kent’in başarısı sadece zekâ ve iş yapma yeteneğine değil aynı zamanda iletişim becerileri konusunda ustalığına da dayanmaktadır. Tanıdığım bütün uluslar arası başarılara imza atmış yöneticilerin önemli bir başka özelliği ise global dünya görüşüne sahip olmalarıdır. Bu nedenle mümkünse belirli bir süre yurtdışında çalışma imkânını denemeleridir. Farklı kültürler ve insanlar gelecekteki yöneticilik kariyerlerini şekillendirecektir.

Günümüz genç yöneticilerine veya yeni olarak yönetim kademesine geçen gençlere ne gibi önerileriniz olabilir?

– Ülkemizde yönetim anlamında yapılan çalışmaları yakından takip etmelerini tavsiye ederim. Çok sayıda kitap, seminer, eğitim ya da organizasyon yapılmaktadır. Örneğin EDUPLUS’ın yönetim zirvesi bu anlamda önemli bir açığı ülkemizde kapatmaktadır. Ayrıca yönetici ve yönetici adayları satış, pazarlama ve finans konularında kendilerini geliştirmeliler. Üst düzey yöneticilerin bu kavramlara çok yakın olması gerekmektedir. Son olarak değişime ve gelişime açık olmalarını öneririm.

Gelecek ile ilgili projeleriniz nelerdir?

– Bireysel olarak en yakın projem 3. kitabımın bir an önce tamamlamasıdır.

Sizi ve çalışmalarınızı tanımaktan çok mutlu olduk, başarılarınızın devamını dileriz.

– Ben çok teşekkür ederim. İyi Çalışmalar diliyorum.

Söyleşiyi yapan: Hakan Okay, Eylül 2009