Sayın AZAK sohbetimize hoş geldiniz. Bize biraz kendinizi tanıtabilir misiniz? Hangi okullardan mezun oldunuz?

– Ortaokul ve lise öğrenimimi Robert Lisesi’nde tamamladım. Ardından Mimar Sinan Üniversitesi Mimarlık fakültesinden mezun oldum. Bana, küçük yaşlarımda dahi, sonsuz güvenleri olan, her adımımı, kararımı destekleyen, beni asla eleştirmeyen, son derece pozitif ve yönlü bir anne ile çok çalışkan bir babanın kızıyım. Ailem sayesinde yenilgilerimde dahi güçlü olmayı başarabilmişimdir. Çok iyi arkadaş olduğum, hislerine, kararlarına sonsuz güvenim olan ağabeyimin de bendeki etkisini ve de katkısını gözardı edemem.

İş hayatına bir profesyonel olarak başladığınızı biliyoruz; bu dönemdeki kazanımlarınızı bize anlatabilir misiniz?

– Üniversitedeki öğrenciliğimin ilk yıllarından itibaren tecrübeli mimarların yanında staj yapmanın ne kadar kıymetli olduğunun bilincindeydim. Çok şanslıyım ki 1.sınıftan itibaren bu şansa sahip olabildim. Sonuçta ilk senelerde yaptığımız bir nevi çizim ameleliği idi. Elimizde jilet rapido ikilisi sabahlara kadar revizyon yapardık… Mezuniyetimi takip eden 4 yıl boyunca da farklı mimarlık bürolarında önce çizim elemanı daha sonra da büro şefi olarak çalıştım. Bu genç yaşta bana verilmiş olan büro şefliği görevi ilk başlarda beni çok ürkütmüştü. Uzunca bir süre sabah 7’de büroya geldiğimi, daha önce yapılmış olan projeleri çalıştığımı, akşam ise geç vakitlere kadar çizim yaptığımı hatırlarım. Bu yıllar benim için büyük tecrübe idi. Mimarlığın sadece çizim yapmaktan ibaret olmadığını, bir projenin nasıl planlanması gerektiğini, uygulama takibinin nasıl yapıldığını, iş maliyetinin nasıl çıkarıldığını ve de özellikle ofis çalışanlarının nasıl yönetildiğini hep bu bürolarda gözlemledim. Aslında düşünüyorum da bilinçli bir çaba değildi benimkisi. Sonuçta kimse beni karşısına alıp da iş öğretmedi. Meraklıydım, hevesliydim ve de sanırım en önemlisi ben öğrenmekte olduğum bu işi, mimarlığı seviyordum…

Bugünkü iş hayatınızda profesyonel dönemdeki deneyimlerinizden yararlanıyor musunuz?

– Kesinlikle… Yanında çalıştığım bir mimar aşırı titizdi. Çizimlerde hata olmamasına çok özenirdik. Tamam, artık bu çizimde bir şey bulamayacak dediğimiz bir projede, pafta yazılarındaki harf aralıklarının birbirine eşit olmadığını söyleyerek tümünü kazıtmıştı. O zamanlar biz bunun biraz kapris olduğunu düşünürdük. Şimdi ise bu titizliğin ne kadar kıymetli olduğunu görüyorum. İş hayatına başladığınızda içinde bulunduğunuz ortam gerçekten önemli. En büyük şanslarımdan biri, küçük ama samimi, sorumluluk veren, paylaşıma açık mimarlık ofislerinde çalışmış olmamdır.

Kendi işinizi nasıl ve ne zaman kurmaya karar verdiniz? Başta her şey planladığınız gibi oldu mu?

– Mimarsanız eninde sonunda kendi büronuzu kurmanız gerektiğini bilirsiniz, arzularsınız. Ve de ilk fırsatı kollarsınız kendi işinizi yapabilmek için. 1992 yılında, yakın bir aile dostumuzun beni arayarak ‘Emine, ofis binamı senin yapmanı istiyorum’ demesi ile kendi işime başlamış oldum. Daha sonra da yapmam teklif edilen projeleri, küçük büyük ayrımı yapmadan, aynı özenle tamamlamaya çalıştım. Bu yaklaşımım bana daha büyük projelerin önünü açtı. Plan yapmayı seven biri değilim. Büyük beklentilerim pek olmadı. Mimarlığa ilk başladığım senelerde de, şu anda da en büyük amacım, yapmakta olduğum projeyi, hayallerimden pek de fazla ödün vermeden ve de aynı zamanda müşterimi de memnun ederek bitirmektir.

İlk yaşadığınız “Hayal kırıklığı” ve “Başarı” neydi?

– Meslek hayatımın ilk yıllarında tabii ki tecrübesizliklerimden kaynaklanan hatalarım oldu. Yapılan hataların bir şekilde, mutlaka telafisi olduğunu anladığım ana kadar sıkıldım, heyecanlandım. İş bitiminde, ‘Elinize sağlık, çok güzel oldu’ diyen bir müşteri teşekkürü halen benim için en büyük başarıdır.

Bugün hem yurt içinde, hem de yurt dışında, özellikle Paris’te projeler yürüttüğünüzü biliyoruz; bize her iki ülkedeki projelerden söz edebilir misiniz?

– 1992 yılından beri yurtiçinde projeler yapmaktayım. Çalışmalarım daha çok iç mekan düzenleme üzerine. Konut, işyeri, mağaza projelendirme ve uygulaması yapmaktayım.
2005 yılından beri ise bu çalışmalarımı Paris’te gerçekleştirmeye başladım. Paris’teki çalışmalarımızda beni en çok heyecanlandıran ve de tatmin eden kısım Fransa’ya yapmakta olduğumuz ihracat. Uzun yıllardır birlikte çalıştığım atölyeler ihracat belgelerini çıkardılar ve de bu günlerde hemen hemen her ay Fransa’ya çıkan TIR’ımıza yüklemek üzere üretim yapıyorlar.
Bir mimar, özellikle de bir Türk mimar olarak yapmakta olduğumuz işin kalitesinin, hızının, verilen servisin Fransız gibi seçici bir müşteri tarafından beğenilmesinden aldığım mutluluğun yerini pek az şey tutabilir.

Bu arada Paris’te bir Türk Mimar olarak proje almayı nasıl başarıyorsunuz?

– Kimi tesadüfler iş hayatında olsun, özel yaşamda olsun çok etkili olabiliyorlar. Bana Paris kapılarını açan da kesinlikle böyle bir tesadüftü. İstanbul’da uzun süredir malzeme alımı yaptığım bir yakınım, özel hayatımdan dolayı Paris’e sık sık gidip geldiğimi biliyordu ve de beni orada yaşayan bir Türk aileye tavsiye etti. Bu işin başarı ile tamamlanmasını takip eden çok kısa bir süre içinde ise hayal bile edemediğim projeler, uygulamalar almaya başladım. O günlerde Fransızcam pek de iyi sayılmazdı. Şimdiye kadar hiç ihracat yapmamıştık. Hangi nakliye şirketi ile nasıl çalışır bilmiyorduk. Ambalaj yapmayı dahi bilmiyorduk. Ama çok kısa sürede bu araştırmaları yapıp, eksiklerimizi giderdik. Şu an en az beş atölye yurtdışına üretim yapıyor. Paris’te montajlarımız yapacak bir de Türk ekip kurduk. 10 yıldır çalıştığım, artık bir aileyiz diyebildiğim ustalarım var. Hepsi de en az benim kadar bu projeye dahil olmaktan keyif alıyorlar. Olmayanlar ise zaman içinde eleniyorlar zaten. Ustalarım bu denli hevesli ve çalışkan olmasaydı ben bu projelerde asla başarılı olamazdım…

Paris’te yürüttüğünüz porjeler sırasında başınıza gelen ilginç olaylardan bize söz edebilir misiniz?

– Paris 1. bölgeye sokmuş olduğumuz koca TIR’ın, şaşkın bakışlar altında, daracık sokaklarda ilerlemesini, kapılarını açarak sanki bu son derece doğal bir işlemmiş gibi mal indirmesini unutamam. Fransa vizesi almayı başarabilen ilk ve son ustamı o gün Paris’te beklerken telefonumun çalıp da ‘Emine hanım, kusura bakmayın… biz eşimle uçağın kapısına geldik, tam da biniyorduk… ama son anda eşim panik oldu ve orada kalakaldık, uçağı kaçırdık’ demesi karşısındaki şaşkınlığımı ve çaresizliğimi hep anımsarım. Ve de Paris gibi, sonsuz yemek seçeneği olan bir şehirde, 40 dakika yürümek pahasına bile olsa Türk dönerci arayan ve de koklaya koklaya bulan ustalarım da beni hep gülümsetir.

Bir ayağınız İstanbul, bir ayağınız da Paris’te işleri takip etmek zor olmuyor mu? Siz yokken projelerinizin kusursuz yürümesini nasıl sağlıyorsunuz?

– Sık sık Paris’e gidip geliyorum. Projeleri, yüz yüze yapılan birkaç görüşmeden sonra, müşterilerim ile bilgisayar ortamında geliştiriyoruz. Bu konuda hiç sıkıntım olmuyor açıkçası. Uygulama öncesi mutlaka kendim ölçüleri alıyorum ve de her montajın başında duruyorum. Tasarım ve uygulama sırasında ise her aşamayı kontrol ediyorum. 1 cm’lik ölçü hatası bile bizi montaj sırasında büyük sıkıntılara sokabiliyor. Farklı iki ülkede, farklı kültürlerle çalışmak beni keyiflendiriyor ve de bu farklılık bana çok şey kazandırıyor. Sanırım bu yüzden de pek yorucu gelmiyor bana bu hareketli tempo.

Mimarlık ve uygulamalarla ilgili dünyadaki gelişmeleri nasıl takip ediyorsunuz?

– Yerli ve yabancı yayınları takip ediyorum. Yurt dışında iken 1 günümü yeni çıkan ürünleri takip etmeye ayırıyorum. Her gittiğim şehirde, yeni tamamlanan binaları görmeye çalışırım ve de bilgisayar ortamında ürün araştırması yaparım.

İşiniz ile ilgili pazarlama çalışmaları yapıyor musunuz?

– Özellikle bunun için vakit ayırmıyorum. Müşteri memnuniyeti ile biten bir iş biz mimarların en önemli reklamıdır. Buna çok çaba harcıyorum… Gene de, özellikle Fransız müşterilerimin talebi ile, web sayfamı kurdum ve de içeriğini sürekli güncelliyorum. Bu sayfanın bana mesleki açıdan katkısı çok oldu.

Gelecek ile ilgili planlarınız nelerdir?

– Pek fazla planım yok desem… Şu an yapmakta olduğum işi çok seviyorum, eğleniyorum,keyif alıyorum. Sanırım çalışmalarıma bu şekilde devam etmek beni mutlu edecek.

Hayal ettiğiniz bir proje var mı?

– Nemrut dağının eteklerindeki küçük bir otelin revizyon ve yenileme projesine başladım. Bu çok taze bir proje. Bu proje hayal ettiğim gibi sonuçlanabilirse, belki de bu bölgede farklı projelere devam edebilirim. Bu günlerdeki en büyük heyecanım bu…

Genç mimarlara ne gibi önerilerde bulunabilirsiniz?

– Özellikle genç yaşlarda tecrübeli mimarlarla çalışabilmek çok kıymetli. Öğrencilik yıllarını da değerlendirerek mümkün olduğu kadar farklı büro ortamlarında bulunmaya çaba göstermeliler.

Kendi işini kurmak isteyen mimarlar sizce hangi donanımlara sahip olmalıdırlar?

– Lise son sınıfta iken, meslek seçimimizi kolaylaştırabilmek için farklı meslek dallarından iş adamları okulumuza davet edilmiş, kısa tanıtım konuşmaları yapmaları istenmişti. Hoş ve faydalı bir organizasyon olmuştu. Ara ara düşünürüm, beni böyle bir mesleki tanıtım konuşmasına çağırsalar genç arkadaşlarıma nasıl nasihatlarda bulunurum diye… Sanırım ilk soracağım soru ‘size iş getirecek çevreniz var mı? ‘ olurdu. Ne kadar yetenekli olursanız olun, iş alma potansiyaliniz düşük ise büronuzu kısa sürede kapatmak zorunda kalırsınız.

Söyleşi için teşekkür ederiz, başarılarınızın devamını dileriz.

Söyleşiyi yapan; Hakan OKAY, Eylül 2008.