Sayın SENSEV sohbetimize hoş geldiniz. Bize biraz kendinizi tanıtabilir misiniz? Hangi okullardan mezun oldunuz? Hangi eğitimleri aldınız? 

– Hoş bulduk. Kökleri çok uzun zaman önce İstanbul’da filizlenmiş bir ailenin oğlu olarak İstanbul’da doğdum. Dedelerim, babam, amcam hepsi Mekteb-i Sultani’den yani Galatasaray Lisesi’nden. Oldukça bilgili ve entelektüel bir aile içinde büyüdüm, ama çok çalışkan bir öğrenci olduğum söylenemez. Daha çok spor ve edebiyat ilgi alanlarım oldu. İlk gençlik yıllarım spor yaparak, yazı yazarak ve fotoğraf çekerek geçti denebilir. Lisans olarak Spor Akademisi’nden mezun oldum, ama meslek olarak hiç bu yönde çalışmadım. Kariyerimdeki en önemli eğitimin, çok büyük yönetmenlere, fotoğrafçılara ve yazarlara çıraklık, asistanlık yapmak olduğunu söyleyebilirim. 

Gençlik yıllarınızda profesyonel olarak sporla uğraştığınızı biliyoruz. Bize biraz o günkü çalışmalarınızdan ve imkânlardan söz edebilir misiniz? 

– Çok küçük yaşlarda Kadıköy Halk Eğitim Merkezi’nde aletli jimnastikle başladı spor yaşantım. Daha sonra her çocuk gibi futbol benim de hayatıma girdi. Gayrettepe’de otururken Cam Spor diye bir takımda kalecilik yapmaya başlamıştım. Bir gün Galatasaray genç takımı ile maç yaptık şimdi yerle bir olan Ali Sami Yen Stadı’nda. Maç sonunda Galatasaray genç takım antrenörleri  Galatasaray’a transfer olmamı istediler, hemen büyük bir heyecanla kabul ettim. Sonra da epey sürdü Galatasaray macerası,  ta ki çapraz bağlarımdan sakatlanana kadar. O zamanki imkanlar ve futbolun bu kadar büyük bir sanayi olmaması benim için çok önemli bir dönemin kapanması demek oldu. 

Sinema ve reklam dünyasına geçişiniz nasıl oldu?  

– Galatasaray’da futbol oynarken bir şekilde geçimimi temin edebiliyordum; mecburiyetlerden dolayı bu kapının yüzüme kapanması benim için çok önemli bir başka kapının açılmasına neden oldu. Çok eski, çok sevdiğim bir arkadaşım Ümit benim fotoğraflarımı Hey Dergisi’nin düzenlediği “Yılın Genç Erkeği” yarışmasına yollamış. Bir gün eve postacı bir zarf getirdi, “Elemeleri kazandınız, şu tarihteki finallere bekliyoruz” diye ben önce anlamadım; “Yanlışlık var” dedim, sonra mesele ortaya çıktı tabii. (Karşılıklı gülüşmeler…) Yarışmanın başarıyla sonuçlanması, bir anda bana reklam ve modelliğin kapılarını ardına kadar açtı. Yüzün üzerinde reklam filminde oynadım, yüzlerce kez çok büyük firmaların modelliğini yaptım. Sonra araya tiyatro da girince, tamamen bu mesleğe yönelmiş oldum. 1981 – 1988 yılları arasında Dormen tiyatrosunda çeşitli oyunlarda görev aldım. 

Kamera önünden, kamera arkasına geçişiniz nasıl oldu ve bu işi nasıl devam ettirdiniz?

 – Reklam filmlerinde rol aldığım dönemlerde en çok ilgilendiğim bölüm kamera arkasıydı, bazen “Storyboard” hakkında yönetmene yorumlar getirirdim, hatta benim önerilerimle yapılan değişikliklerle yayınlanan bir kaç film oldu. Bu arada  sürekli öykü , şiir yazıyor, fotoğraf çekiyor ve sinemalardan dışarı çıkmıyordum. Kesinlikle kafama koymuştum, ben reklamcı olacağım ve kampanyalar üreteceğim diye. Kampanyalar üreteceğim, ama aynı zamanda reklam filmleri yöneteceğim, reklam fotoğrafları da çekeceğim. Tabii bu istekler reklamcılık sektöründeki uzmanlaşma alanlarına bakıldığında, bu kadar farklı bilgi, birikim isteyen işleri bir arada yapabilmek, bir sürü reklamcı için çok marjinal bir ideal olarak gözükmüştü, ama ben aklıma koymuştum. Artık hayata bir reklam gözüyle bakar olmuştum. Dormen Tiyatrosu’nda yeni sezon  oyunu belirleniyordu ve ben büyük ihtimalle hayatımda en çok oynamak istediğim rollerden biri olan “Şahane Züğürtler”deki evin şımarık oğlunu oynayacaktım. Haldun Abi, “Hadi Kaya, gözün aydın! Büyük ihtimalle bu sezon oynuyoruz Şahane Züğürt’leri” dedi. Ben de ona, ezile büzüle artık tiyatro ve modellik yapmayacağımı, Reklamcı olmak istediğimi söyledim. Çok şaşırdı her zamanki soğukkanlı tavrı ile “Nerede başlıyorsun” diye sordu. “Bilmem ki..” dedim; hiç bir şey bilmiyorum. “Herkes tarafından tanınmaya başladığın ve iyi para kazandığın bu dönemde, her şeyi bırakıp, bunu istiyorum diyorsun bu hiç kolay bir karar değil; o zaman iyi bir reklamcı ol’’ dedi. Bu hikayeyi, hayatını anlattığı bir kitabında da yazdı ve tabii beni çok onurlandırarak,  ‘’… ve şimdi çok iyi bir reklamcı oldu’’ cümlesiyle tamamladı.  

Reklam Ajansı kurma fikriniz nasıl gelişti? Ajansınızı ilk kurduğunuzda ne gibi zorluklarla karşılaştınız ve bunları nasıl aştınız?

 – Bir sürü ajansa başvurdum, hepsi beni kibarca geri çevirdi diyebilirim. Bazıları o dönemlerde tanınıyor olmamdan yararlanarak, müşteri getirmemi bu sayede başlayabileceğimi söyledi. Kimi haklı olarak “Yaptıklarını göster, biz nasıl inanalım” dedi. E tabii bu işler “Yaparım, ederim…” demekle olmuyor. Epey bir süre kapı kapı dolaştıktan sonra, bir akşam yine bir görüşmeden dönmüştüm telefon çaldı; “Ömer bey sizinle görüşmek istiyor” dediler. Ömer, benim Gayrettepe’de fotoğraflarımı bastırdığım profesyonel bir stüdyonun reklamcı sahibiydi. Epey derin sohbetlerimiz olmuştu ve benim neler yaptığımı, yapabileceğimi çok iyi biliyordu. Beni yeni ortak olduğu ajanstan çıkıp arabama binerken görmüş, yetişememiş evden ulaşabilmiş. Böylelikle reklamcılığa Ömer’lerle başlamış oldum. Her işi öğrenmeye, her işi yapmaya çalışarak, 3.5 yıl geçti. Ve 1993 yıllında radikal bir karar vererek sektörde çok yeni olmama rağmen, kendi ajansımı kurdum. Hatta ilk yaptığımız işi hiç unutmam. Bir gün telefon çaldı, “Siz dia çoğaltıyor musunuz?” diye sordular. Hayrola ne alaka diye düşünürken, birden “Çoğaltıyoruz..” dedim ve “Nedir çoğalacak dia?” diye sordum. Bana “Yeni bir şarkıcı adayı var, Tarkan diye, çok tutulacak bu çocuk. Onun -Kıl Oldum Abi- adlı şarkısının tanıtım fotoğrafları.” dediler. Tarkan’ın ilk diaları, bizim ilk tuhaf işimiz olmuştu.  

Bugün ajansınızda ne gibi faaliyetler yapılmaktadır? Gelecekle ilgili planlarınız nelerdir?

 – Yaptığımız iş dışarıdan çok keyifli ve kolay gibi gözükse de, aslında oldukça zor bir iş. Müşterilerinizin paralarını alıp, soyut kavramlarla somut getiriler elde etmeye çalışıyorsunuz. Bu da titiz analizler ve gerekli zamanların harcanması ile mümkün. Tabi bunu üzerine katmış olduğunuz yaratıcı, katma değeri olan konseptler toplam değerlendirme de,  ajansın başarısı olarak ortaya çıkıyor. 23 yıllık meslek hayatımda artık koşulsuz olarak inandığım iki kural var;  Müşteriye harcayabileceğiniz yeterli zamanınız yoksa, bir müşteri daha olsun diye müşteri almanın ne kadar yanlış olduğu. Bir de reklamın bir sanat olarak adlandırılmaması. Reklam bir sanat değil, sanatları kullanarak yapılan bir ticarettir. Yaptığınız çalışmalar müşterinize bir katma değer sağlayamıyorsa, siz isterseniz bu çalışmayla elli tane ödül alın, hiç bir anlam teşkil etmez. Ben bu güne kadar ajans olarak hiç bir ödüllü yarışmaya katılmadım, katılmaya da hiç niyetim yok. Bizim için en keyifli ödül, müşterinizin sizin sayenizde kazandıklarına duyduğu memnuniyettir. Reklamcılık, biraz aynı ürünün AVM ile butik bir dükkanda satılması gibi bir şey. Sizin giderleriniz ne kadar büyük olursa, bu sizin satış fiyatınıza yansıyacak demektir. Böyle olmazsa o dükkan batmaya mahkumdur. Biz tüm bu olumsuz gerçekleri görerek, yaşayarak maliyetlerimizi minimumlara çekip, çalışmaktan keyif aldığımız aynı pencereden baktığımız sınırlı sayıda bir müşteri portföyü oluşturarak, butik ama son derece yaratıcı, kazandırıcı bir ajans olma yolunu seçtik. Üstelik bir çok büyük çeperli ajanstan daha geniş bir hizmet yelpazesi çizerek. “Private Creative” olarak klasik tabirle kartvizitten, reklam filmine kadar her türlü hizmeti verebiliyoruz. Artık günümüz medya dağılımında hazırladığınız,  bir kampanyanın görselsiz, hatta filmsiz dağılımı çok nadir oluyor. Biz prodüksiyon departmanımız sayesinde, ajansların dışarı yaptırdığı fotoğraf, film, tanıtım filmi ve bunun gibi işleri de kendi bünyemizde çözüyoruz. “Bu müşterimize ne kazandırıyor?” diye sorarsanız, “Yüksek kalite standartlarında ama çok daha ekonomik maliyetler” diye cevap verebilirim. Gelecekle ilgili çok büyük planlarımız yok, çünkü halinden memnun bir ajansız, ama tabii ki  şu anda sağlamış olduğumuz bu hizmet kalitesinden taviz vermeden, devam edebilmek en büyük arzumuz. 

Ajansınız ile ilgili ne gibi pazarlama faaliyetleri yapmaktasınız? 

– “Private Creative” ile ilgili çok yoğun bir pazarlama faaliyetimiz yok. Çalıştığımız müşterilerimiz çok uzun süredir birlikte çalıştığımız markalar. Genelde bize yeni müşteriler ya yaptığımız bir işten etkilenerek, ya da referanslarımız tarafından önerilerek geliyor. 

Reklam dünyasında dünya trendlerini nasıl takip ediyorsunuz ve sizce müşterilerinize sunduğunuz hizmetlerin diğer ajanslardan en önemli farkı nedir?

 – Her ajans kendi yaptıklarını haklı olarak yaratıcı olarak görür. Ama her üretimin temelinde bir vizyon, bir kültür, bir bakış açısı yatar; bizim kendi değerlerimiz ajansımızın diğer ajanslardan farklılaştığı yer diyebiliriz. Ama sonuçta kullandığınız enstrümanlar, aklınız dahil müşterinin verdiği brief üzerine kurgulanır ve kendi doğrusunu bulur, bulmalıdır. Siz ona ne kadar doğru kılavuzluk ederseniz, o kadar başarı gelir. Kendimize beğendirmediğimiz hiç bir çalışmayı müşterimize sunmayız; bunu yapabilmek için de biraz önce bahsettiğim, yeterli çalışma ve üretkenlik zamanına sahip olmanız gerekir. Bir çalışma içinize sinmezse ve üzerinde çalışacak ekstra zamanınız yoksa ne yaparsınız? İçinize sinmese de mecburen o hali ile yollamak zorunda kalırsınız. İşte işin en önemli püf noktası burada yatıyor. Biz müşterimize doğruyu yakalayana kadar, her türlü çalışma zamanını ayırabiliyoruz. Müşteriler için bir diğer avantajımız az önce bahsettiğim gibi, tüm kreatif çalışmaları yapmanın yanında, tüm prodüksiyon hizmetlerini de verebiliyor olmamız. Bu bizi gerçekten diğer ajanslardan farklı kılıyor. Artık her sektörde trend takip edebilmek internet sayesinde çok kolaylaştı, ama biz yine de sektörel kitaplara çok önem veriyoruz ve tabii çalışanlarınızın içinde takipçi, meraklı yeni  jenerasyonu temsil edenlerin olması da çok önemli. 

Bugün reklam ajansı kurmak isteyen gençlere ne gibi önerileriniz olabilir?  

– Bence en önemli şey bir tarzları, bir duruşları olmalı ve inanmalılar. Gerisi kendiliğinden gelecektir. 

Bir de fotoğrafçılıkla uğraştığınızı biliyoruz. Biraz bize yaptığınız çalışmalardan söz edebilir misiniz?  

– Fotoğraf,  hayatıma çok uzun yıllar önce girdi;  aşağı yukarı 30 yılı geçti. Hobilerini mesleklerine dönüştürebilen şanslı insanlardan biriyim. Mesleğim gereği, çok sayıda reklam fotoğrafı çektim ve çekmeye de devam ediyorum. Fotoğraf yanında, yönetmenlikte yapıyorum ve birçok reklam filminde yönetmen olarak imzam var. Dediğim gibi bunlar çok sevdiğim işler bunu “Kaya Sensev” olarak bireysel de yapıyorum. Bu güne kadar işlerin yoğunluğundan, sergi açma fırsatım olmadı . Şu aralar bir sosyal sorumluluk kapsamında, bir projeye imza atmak üzereyim. Bu benim ilk kişisel sergim olacak. Çalışmalarımı merak edenler. www.kayasensev.com dan bir kaç örnek görebilir. 

Sizi ve çalışmalarınızı yakından tanıma fırsatı bulduk; başarılar diliyoruz.  

– Teşekkür ederim. Ben de size başarılarınızın ve bu güzel sohbetlerinizin devamını diliyorum. 

 

Söyleşiyi yapan: Hakan Okay, Temmuz 2012