Sayın ÖZKAN sohbetimize hoş geldiniz. Bize biraz kendinizi tanıtabilir misiniz?

– MediaCat kitaplarının sevgili ve çok değerli yazarlarından Hakan Bey. Öncelikle çok teşekkür ediyorum. Gösterdiğiniz ilgi için. Benden önce gerçekleştirmiş olduğunuz söyleşilerin bir kısmını okudum. Genellikle herkes bu soruya benzer yanıtlar vermiş. Ancak ben sizi bu soruda biraz hayal kırıklığına uğratacağım. Çünkü kendimden bahsetmekten çok hoşlandığım söylenemez.  Önceleri bunun iyi bir alışkanlık olmadığını düşünürdüm ve kendime kızardım. Ancak insan iş hayatında deneyim kazanmaya başladıkça aslında her alışkanlığın bir faydası olduğunu öğreniyor. Beni rahatsız eden bu özelliğimin o kadar da kötü bir şey olmadığını zamanla öğrendim.

Reklam duayeni Eli Acıman, kendisiyle yaptığım bir söyleşide bana şöyle demişti: “Kendisini değil işini önemseyen ve kendisinden çok işinden bahseden insan olmak iyidir.”
İzin verirseniz bu söyleşide kendimden çok işlerimden bahsetmek isterim.

İş hayatına nasıl başladınız?

– Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde okurken, tamamen zorunluluktan ve tesadüf eseri başladım. Lise son sınıfta babamı kaybetmiştim. Aile bütçesine katkıda bulunmak ve üniversite hayatımı devam ettirebilmek için Ankara’da bir reklam ajansında müşteri temsilcisi olarak çalışmaya başlamıştım. Hem okul, hem çalışma hayatını birlikte götürüyordum. Nihayetinde üniversiteden mezun olurken, bir reklam ajansının ortağı olarak buldum kendimi.
Reklamcılık sektörü benim tüm hayatıma yön verdi diyebilirim; Çok sevdiğim eşimle, ikimiz de birer üniversite öğrencisiyken, bu sektörde tanıştık. Beni en çok mutlu eden işlerin neler olduğunu bu sektördeyken keşfettim.
Yaratıcı olabilmeyi, yaratıcı düşünebilmeyi bu sektörde öğrendim.
Ama hayat felsefemi, insanlık değerlerimi ailemden ve ODTÜ’deki hocalarımdan aldım. O değerler ve yaşam felsefesem elimi attığım her işte kısa sürede başarılı ve mutlu olmamı sağladı.

Medya ve yayın sektörünü nasıl seçtiniz?

– Ankara’da Öykü Ajans’ta çalışırken, reklamcılığı çeşitli yayınlardan takip etmeye çalışıyorduk. Yabancı kaynaklar, özellikle Advertising Age ve Campaign bizim için çok önemliydi. 90’lı yıllarda bu dergilere abone olduğumuzda yaptığımız küçük bir araştırma bize gösterdi ki, bu dergilerin Türkiye’de toplam 15 tane aboneleri var.
1993’te, tamamen amatör bir ruhla, “Biz neden benzeri bir meslekî dergi çıkarmıyoruz? Hem de reklam ve pazarlama işini daha çabuk öğreniriz” düşüncesiyle MediaCat’i iki ayda bir yayımlamaya başladık. İlk yıllarında MediaCat bir dergiden çok, 36 sayfalık ince bir dergicikti.
Ancak MediaCat, daha ilk sayısından itibaren dikkat çekmeyi başardı. Hatta basın savcısı, MediaCat’in ilk sayısının toplatılmasına karar verdi.
MediaCat’in ilk sayısında Benetton’un Toscani tarafından yapılan, epeyce tartışmalı olan ve tüm ülkelerde tek bir gazetenin yalnızca bir kez yayınlayabildiği ‘Portreler’ isimli reklamını basmıştık. Bu reklamı müstehcen bulan Ankara Basın Savcısı, hakkımızda porno yayıncılık yapmaktan dava açtı ve MediaCat’in ilk sayısının toplatılmasına karar verdi. Bu dava, özellikle ulusal basının çok ilgisini çekti ve MediaCat daha ilk sayısında gazetelere haber olmayı başardı.
1993’te başladığımız bu macera, 1997 yılında Kapital Medya Hizmetleri A.Ş.’nin kurulmasıyla devam etti.

İlk işe başladığınızda göreviniz neydi?

– Benimki klasik bir iş hikayesi değil ne yazık ki. İşe ilk başladığımda da, şimdi de çok net bir görev tanımımın olduğu söylenemez. Tabii ki herkesin olduğu gibi, benim de her zaman bir takım ünvanlarım oldu. Ancak bunların pek bir anlam ifade ettiğini söyleyemem. Çünkü benim temel prensibim şudur: En iyiye ulaşmak için çalışmak. Bu, bazen birlikte çalıştığım arkadaşlarımı, ekibimi demotive edebiliyor. Çünkü sürekli “daha iyisini yapabiliriz” çabası, zaman zaman yapılmış olanın yeterince iyi olmadığı duygusunu uyandırıyor insanlarda.
Hem çocuklarıma, hem de birlikte çalıştığım arkadaşlara hep bunu aşılamaya çalışırım: Her zaman daha iyisini yapabilmek mümkündür. Daha iyisi için çalışmıyorsanız yerinizde sayıyorsunuz demektir. Örneğin bir dergi hazırlıyorsanız her sayısının bir öncekinden mutlaka daha iyi olması gerekir.

O dönemlerden kazanımlarınız neler oldu?

– Doğrusu siz sorana kadar bunu kazanımları açısından hiç düşünmemiştim. Kazanımları ne olabilir? Bilemiyorum… Belki, çalışırken mutlu olabilmeyi başarmak (ki bence bu çok önemli), iyi bir itibar, genellikle beğenilen ürünler üretmek…. Ama biraz düşününce en büyük kazanımın bitmek tükenmek bilmeyen bir öğrenme merakı olduğunu söyleyebilirim. Evet bence en büyük kazanım bu olsa gerek: Amatör bir ruh ve bitmez tükenmez bir öğrenme hevesi ve isteği….

Tekrar başlama imkânınız olsa, farklı yapmak istediğiniz şeyler olur muydu?

– Tekrar başlama olanağım olsaydı, yine aynı şeyleri yapmak isterdim. Değiştirmek istediğim ne olurdu ki?Daha fazla insanın hayatını etkileyecek, daha geniş kitlelere yönelik bir şeyler yapmak isterdim. Örneğin, Türkiye’de gazeteciliğin aslında toplumsal sorunların çözümünde ne kadar etkili bir meslek olduğunu insanlara göstermek isterdim.

Şu an çalıştığınız şirketi ve görevinizi bize anlatabilir misiniz?

– Şu anda Kapital Medya Hizmetleri A.Ş.’nin üst düzey yöneticisiyim.
Şirketimizde kendimize ait 5 dergimiz var: MediaCat, Out of Home, Farmaskop, Digital Age ve Pi. Bu dergilerin ve MediaCat Kitapları’nın yayın yönetmeniyim.
Kapital Kitapları ve MediaCat Kitapları markasıyla yaklaşık 300 yayımlanmış kitabımız var. Her ay ortalama 5 kitap hazırlıyoruz, bunların büyük bir kısmını MediaCat Kitapları oluşturuyor.
MediaCat’in iki tane ulusal yarışması var: Felis Ödülleri, medya fikirlerinin ödüllendirildiği bir yarışma, ve MediaCat Açıkhava Ödülleri, bu ise açıkhava mecrası için üretilen reklamların yaratıcılığını ödüllendiriyor. Farmaskop dergimizin ise Farmaskop Sağlık İletişimi Ödülleri isimli bir yarışması var.
60-70 workshop, MediaCat Forum, Digital Age dahil, yıl boyunca birçok konferans düzenliyoruz.
Ayrıca başında Serdar Karabayraktar’ın olduğu bir Kurumsal Yayın bölümümüz var. Bu bölümümüz çeşitli şirketlerin kurumsal dergilerini yayınlar.

Yayın hayatından ve yaptığınız forumlardan biraz söz edebilir misiniz?

– Yayın hayatımızı mümkün olduğunca, bir takım temel ilkelere bağlı olarak yürütmeye çalışıyoruz. Yayıncılıktaki dört temel kriterin tüm işlerimiz üzerinde etkisi vardır. Bunlar:
– Bağımsızlık
– Etik değerlere önem verme
– Samimi bir öğrenme arzusu
– Sürekli yenilikçi olma
Yaptığımız iş sektörel yayıncılık işi. Birkaç sektöre birden yayın hazırlıyoruz. Birçok oyuncunun olduğu bu sektörlerde bağımsızlık her anlamda önemli. Sektörel gelişmeleri nakletme, profesyonellerin ve akademisyenlerin düşüncelerini paylaşmalarına aracılık etme gibi bir misyonumuz var. Bunları yaparken sektördeki tüm oyunculara eşit mesafede durmak çok önemli. Tabii ki bu beraberinde etik değerlere son derece bağlı kalmayı da gerektiriyor.
Yaptığımız tüm işlerde samimi ve bitmez tükenmez bir öğrenme arzusu içerisinde olmamız gerekiyor. Yarattığımız tüm ürünler bu öğrenme merakı sonucunda oluşmuştur.
15 yıl önce kendimize yayın şirketi demek yeterli oluyordu. Ancak bugün bu tanım bizim için çok yetersiz kalır. Biz kendimizi sektörel bilgi platformu olarak adlandırmayı tercih ediyoruz; çünkü yaptığımız iş yayıncılıktan öte bir şey. Hedeflediğimiz sektörün ihtiyaçları doğrultusunda konferans, forum, workshop, seminer, internet portali, yarışma, dergi, kitap gibi araçlarla iletişim kurmaya, bilgi platformu oluşturmaya çalışıyoruz.
Forum ve konferanslarımız bizi ve sektörümüzü her daim taze tutan etkinliklerimizdir. Çünkü dünyadaki tüm gelişmeleri, dünyayla aynı anda Türkiye’de gündeme getiriyoruz. Alanının en önemli uzmanlarını ülkemize davet ederek en yeni trendlerin, en yeni gelişmelerin burada da tartışılmasını sağlıyoruz. Bunu yaparken mutlaka o alandaki kitapları da yayımlamaya çalışıyoruz. Bununla beraber, çoğu zaman davet ettiğimiz konuşmacılarımız, aynı zamanda kitaplarımızın da yazarları oluyor.

Kitap ve seminer konularını seçerken dikkate aldığınız kriterler nelerdir?

– Sadece kitap ya da seminerlerimizde değil, tüm markalarımızı yönetirken iki temel ilke bizim için önemlidir:
– Belirli bir alana yüzde yüz odaklanmak.
– Hedef kitlemizle farklı düzeylerde sürekli ilişki kurmak ve bu ilişkiyi geliştirmek.
Tüm ürünlerimizde ilk yaptığımız şey odağımızı mümkün olduğunca daraltmaktır.
Belirli bir alana yüzde yüz odaklanmak, çok doğal ve kolay bir şeymiş gibi görünür çoğu zaman. Ancak pazarlama dünyası, bu basit gerçeği göz ardı ettiği için değerini yitiren ve yok olan markalarla doludur.
Hem MediaCat, hem Digital Age, hem de Farmaskop belirli bir temaya ve sektöre odaklanmıştır. Belirli bir temaya odaklanmış olmamız tüm hedef kitlemizle aynı kanaldan iletişim kuracağımız anlamına gelmez elbette. Kitaplar, workshoplar, akademik yayınlarımız, internet sitelerimiz, yarışmalarımız… Tüm bunlar hedef kitlemizle konuşmamızı sağlayan farklı iletişim araçlarımız.

Şirketinizin gelecek ile ilgili planları nelerdir? Girmek istediğiniz başka alanlar var mı?

– Bugünlerde ne yazık ki gelecekle ilgili planları gerçekleştirmek, dile getirebilmek o kadar da kolay değil. Ancak iş hayatına başladığımızdan bu yana ortalama her beş yılda bir ülkeyi derinden sarsan ekonomik krizlerle karşılaştık ve şu anki krizin de er ya da geç biteceğini biliyoruz.
İletişim ve bilgi teknolojileri bir yandan alabildiğine gelişiyor, ancak diğer yandan da güvenilir ve rafine bilgiye ulaşmak bu oranda kolaylaşmıyor. Hayatın ritmi çok hızlı. İş hayatında insanların çok vakti yok. İnsanlar kendileri için gerekli olan bilgilere çok kısa sürede ulaşmak istiyorlar. Ama güvenli ve rafine bilgi istiyorlar.
Sürekli yatırım yapacağımız alanlardan bir tanesi internet. Tüm ürünlerimizin en iyi internet versiyonlarını yapmaya çalışıyoruz. Bunu sürekli geliştirmeyi planlıyoruz.
Bizim şirketimizin en önemli hedefi ileride borsaya kote olmuş (tabii ki borsanın dikkate değer olduğu dönemlere de kavuşacağız) Türkiye’nin en büyük ve en değerli sektörel yayıncısı olmak. Sektörel yayıncılığın çok önemli olduğunu ve gelecekte çok gelişeceğini düşünüyoruz.

Ülkemizde kitap okuma alışkanlığının son yıllarda arttığını hep birlikte gözlemliyoruz ve sürekli yeni kitaplar vitrinlere çıkmakta. Bu trendi nasıl değerlendiriyorsunuz? Aynı artış iş, yönetim ve kişisel gelişim kitaplarında da gözlemleniyor mu?

– Kitap okuma alışkanlığı ile ilgili bir artış olup olmadığından çok emin değilim. Çünkü bununla ilgili ne yazık ki ne araştırma, ne de veri var elimizde.
Ancak yayınlanan kitap sayısısının arttığından ve kitapların raf ömürlerinin gün geçtikçe daha da kısaldığından hiç kuşkum yok.
Kültür, edebiyat kitaplarındaki çeşitlilik daha az artmış olsa bile, kişisel gelişim, iş ve yönetim kitaplarında belirgin bir artış olduğunu söyleyebilirim. Daha 5-10 yıl öncesine kadar çok sınırlı sayıda kitap vardı bu kategoride. Oysa şimdi iş kitaplarının alt kategorileri oluştu.
Biz MediaCat kitaplarını 10 yıl önce yayımlamaya başladığımızda iş kategorisinde çok sınırlı kitap vardı. Örneğin pazarlama ve reklamcılıkla ilgili birkaç kitaptan daha fazlasını göremezdiniz. Oysa bugün geldiğimiz noktada sadece MediaCat’in 300’e yakın kitabı var.Türkiye’de ilk defa kitap alanında uzmanlık markasını biz oluşturduk. MediaCat kitapları diğer tüm kitap markalarının aksine her daldan kitap yayımlamaz. Sadece, pazarlama-iletişim alanındaki kitapları yayımlar. Gelecekte bunun diğer alanlarda da gerçekleşeceğini düşünüyorum.

Frankfurt kitap fuarında Türkiye’nin bu yıl “Onur Konuğu Ülke” olması dünyada Türk yazarlara karşı ilgiyi arttırdı. Bu konuda neler söylemek istersiniz? Siz yabancı fuarlarda yer almayı düşünüyor musunuz? Bu gibi fuarların ülkemize ne gibi katkıları olmakta?

– Bence Türk yazarlara karşı olan ilgi Orhan Pamuk’un Nobel kazanmasıyla birlikte başladı. Bir Türk yazarının Nobel kazanması çok önemli ve Orhan Pamuk, kitaplarını tüm dünyaya pazarlarken son derece profesyonel davranıyor, uluslararası ajanslarla çalışıyor, kitaplarının bir ürün gibi tanıtımı yapıyor.
Kitap her ne kadar bir kültür ürünü de olsa onu tanıtırken ve pazarlarken diğer ürünler gibi ele almak önemlidir. Kitap için de bir pazarlama stratejisi, reklam ve tanıtım yapmak şart. Bu başarıyı getirir. Buna tanık olduk. Biz, ülkemizde Orhan Pamuk’un ödülünü tartışaduralım, Türkiye’de onun yaşam güvenliğini sağlamaktan bile aciziz…. Nobel kazanmış bir yazarımızın olması Türk edebiyat dünyası için çok büyük bir şans. Çünkü sadece Orhan Pamuk değil, dünyaya açılabilecek birçok değerli yazarımız var ve bu ilgi dalgasında onlar da mutlaka dikkati çekiyorlar.
Franfurt Kitap Fuarı’na özellikle geçmişte her yıl gidiyorduk. Son yıllarda iletişim teknolojilerinin son derece gelişmesiyle çok ihtiyaç duymuyoruz. Ancak yine de eskisi kadar olmasa da zaman zaman gidiyoruz.
Frankfurt’ta bilgiye sahip olmanın ve onu dünyaya pazarlamanın ne anlama geldiğini öğrendim; bunu gözlerimle gördüm. Ve özellikle Amerika’nın ne kadar zengin bir ülke olduğunu ve bunu nasıl başarabildiğini gördüm. Yüzlerce stand açıyorlar ve binlerce kişiyle görüşüyorlar. Ürettikleri bilgiyi başka ülkelere satabilmek için.
Bizim için hayal sayılabilecek bir hedef bu. Çünkü dilimiz global değil. Bu nedenle de Frankfurt Kitap Fuarı’ndaki Türkiye bölümü genellikle Arap ülkeleriyle aynı yerde oluyor. Almanya’da yaşayan Türkler’in dışında pek kimsenin uğramadığı bir bölüm olmaktan öteye geçemedik yıllarca.
Geçen yıl Türkiye’nin “onur konuğu” seçildiği fuara gidemedim ne yazık ki. Aynı dönemde burada bizim de çok büyük bir etkinliğimiz olduğu için. Ancak basından izlediğim kadarıyla bizim için çok da şaşırtıcı sonuçlar oluşmadı.

Medya ve yayın sektöründe çalışan yeni yöneticilere ne gibi mesajlar vermek istersiniz?

– Medyada son yıllarda hem yönetici olarak, hem de diğer görevlerde çalışmak gittikçe zorlaşmaya başladı. Ne yazık ki her geçen gün medyada erdemli insan bulabilmek gittikçe daha da zorlaşıyor. Aslında erdem, insanın taşıması gereken bir özellik. Ancak öyle bir hale geldik ki artık “erdem” sahibi olmak bir meziyet sayılıyor. Bu da çok üzücü.
Medya toplumsal duyarlılıklar için son derece önemli, itici bir güç. Dolayısıyla orada çalışan herkesin bunu bilerek hareket etmesi gerekiyor.Ancak gerçekte durum böyle mi? Ne yazık ki hayır. Her şeyden önce bu sektöre gelen insanların sorgulamayı bilmesi, vicdan sahibi olması gerekiyor. Yaptıkları ve ürettiklerinin nasıl bir toplumsal etkiye yol açtığını bilmeleri gerekiyor. Sorumluluk duygularının gelişmiş olması gerekiyor. Hiç olmazsa bu sektöre yeni gireceklerin artık bu özellikleri taşıyan insanlardan oluşmasını temenni etmekten başka bir şey gelmiyor elimizden.
Çok teşekkür ediyorum. Bana duygu ve düşüncelerimi paylaşabilme imkanı verdiğiniz için.

Biz çok teşekkür ederiz.

Söyleşiyi yapan: Hakan Okay, Şubat 2009