Sayın KUTLUAY sohbetimize hoş geldiniz. Bize biraz kendinizi tanıtabilir misiniz? Hangi okullardan mezun oldunuz? Hangi eğitimleri aldınız? 

– 1970 yılında Ankara’da doğdum, lise öğrenimini Ankara Atatürk Anadolu Lisesi’nde tamamladıktan sonra, 1992 yılında ODTÜ Endüstriyel Tasarım bölümünden mezun oldum. Yüksek Lisansımı Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik bölümünde tamamladım. 

Sanat hayatınıza çok genç yaşlarda başladığınızı biliyoruz. İlk ödülünüzden, sergilerinizden biraz söz edebilir misiniz?

– Sanatçı olarak ilk başarımı 10 yaşımda Hindistan’da Shankar’s International Children’s Competition’da gümüş madalya kazanarak elde ettim. Yüksek lisansımı bitirdiğim yıl 1994’te “Sanal Alışveriş için Minimal Ambalajlar” projem ödül aldı ve Paris’te Pari Emballage etkinliğinde sergilendi.

Kendi atölyenizi ne zaman kurdunuz ve ilk girişiminiz ne oldu?

– 1996 yılında eşimle birlikte ASK Tasarım’ı kurdum. 10 yıl boyunca birçok önemli firmaya (Vakko, Superonline, Tepe, Petrol Ofisi, Vaillant, Kinetix) fuar standı, tır, eşantiyon ve grafik tasarımları ve kişilere kişiye özel tasarımlar (askılık, ayna, sandalye, konsol) gerçekleştirdim. 2007 yılında hazırladığım koleksiyonla İstanbul Tasarım Haftasına katıldım. “Dance & Dance” Askı Heykellerim çok ilgi gördü. 2009’da tamamen sanata yönlendim. 

 

Her sanatçı böyle başarılar elde edemiyor, sizce böylesine başarılı olmanızın en büyük etkeni nedir?

– Sanatımı besleyen farklı disiplenlerden beslenmemi çok önemli buluyorum. Sanatımda tasarım dillerini çok bilinçli kullanıyorum. Müzik ve dans resimlerime ve tasarımlarıma duygu yoğunlukları katıyor. Mitoloji ve tarih çalışmalarıma derinlikler ekliyor. Bu şekilde beni yansıtan farklı bir kimlik elde ettiğimi düşünüyorum. 

Son dönemde yurt dışında çeşitli etkinlikleriniz oldu., bize biraz da bu girişiminizden söz eder misiniz? 

 – Anadolu’da MÖ 10000’li yıllardan, Cumhuriyet dönemine kadar yaşamış kadın karakterlerden ilham alarak resim, heykel ve sanatsal mobilyalardan oluşan “Anadolu’dan Geliyorum” projemi tasarladım. Projemi Belçika Ankara Rezidansında sergiledim. Sayın Cemil İpekçi demirden ürettiğim kadın karakterleri “Kybele” ve “Semiha Berksoy”’u bana çizdirdiği desenlerden oluşan kağıtlarla giydirdi. Bu sergiyi İstanbul’da bir çok dernekte sergiledim. 2011’de Roma, Floransa ve Strasbourg’da projemi sanatseverlerle buluşturdum. İstanbul’un çok önemli etkinliği Contemporary Art’a 2011’de Kanada’dan Arteria Galeri ile katıldım. Bu sene aynı galeri ile Londra ve New York’ta fuarlara katıldık.

 

Yurt dışı sergilerinizde ilgi nasıl oluyor?

– Avrupa’da Türkiye çok farklı şekillerde tanınıyor. Dolayısıyla sergime gelen insanların tepkileri çok farklı oluyor. Resimlerimde değindiğim 10.000 senelik bir tarihimiz olduğu, Anadolu’da yaşamış çok farklı uygarlıkların bilinmiyor. Yakın tarihimizde yaşamış renkli karakterler de çok ilgilerini çekiyor. Roma sergime gelen küratör Marco Testa ve Aslı Bıçakçı sergimden 4 resim seçerek projemi Floransa’daki Equlibri-Armonici Sanat ve Tasarım etkinliğine dahil etti. Strasbourg’da Avrupa Konseyi’nde sergime gelen bir diplamat beni Türkiye’nin yeni genç ve dinamik yüzlerinden olarak nitelendirdi. Ben bu çok az gördükleri yüzlerin ülkemde çok daha fazla olduğunu ve Türkiye’ye gelerek bizi daha yakından tanımalarını tavsiye ediyorum.

Geleceğe nasıl bakıyorsunuz? 

– Bir sanatçı olarak dünyada çok ihtiyaç duyduğumuz barışın, doğa ve insan sevgisinin çok önemli yapıtaşlarından birisinin sanat olduğunu düşünüyorum. Sanatın dili tek ve evrenseldir.

Gittiğim ülkelerde çok arkadaşlarım oldu ve anladım ki hangi ülkeden olursanız olun hepimizin benzer kaygıları ve de benzer hayalleri var. Sanatın çok önemli bir özelliği insanları sadeleştirmesi, insani ortak değerleri pekiştirdiği için de dostluk ve paylaşım değerlerini ortaya çıkarması. Gelecekte en büyük hayalim ise sadece kişisel çıkarlardan kaynaklanan savaş, terör, açlık gibi insan üretimi felaketlerin son bulması. 

İlerisi için kişisel hayalleriniz var mı?

– Çok fazla hayalim var. Türkiye’nin her iline gitmedim. Öncelikle kültür ve tarihi zenginliklerle dolu Anadolu’yu köy köy haftalarca gezmek istiyorum. Dünya’da daha çok ülkede sergi açmak istiyorum. Gittiğim köylere, şehirlere ve ülkelere çocuklarımı da götürmek istiyorum. Bir müzik aleti çalmak istiyorum.. Sufilik felsefesi ve Ney çok ilgimi çekiyor. Ney, insanın kanallarını açan bir müzik aleti. Eğer başarabilirsem Ney çalmanın resimlerime de çok büyük derinlik katacağını hissediyorum.

Sizi ve çalışmalarınızı yakından tanıma fırsatı bulduk; başarılar diliyoruz.

Söyleşiyi yapan: Hakan Okay, Temmuz 2011